|
ÇOCUKLARDA SOLAKLIK
Solyanlılığın nereden kaynaklandığı konusu, bilimin halâ çözemediği sırlar arasında yer almaktadır.
Kategori |
: Çocuk Sağlığı |
Yorum Sayısı |
: 1 |
Okunma |
: 5136 |
Tarih |
: 05 Mart 2008 15:44 |
Solyanlılığın nereden kaynaklandığı konusu, bilimin halâ çözemediği sırlar arasında yer almaktadır. Bugüne kadar yapıla gelmiş araştırmalardan, uygulanan test ve anketlerden çıkan sonuçlar; şu an için kesin bir yargıya varabilmek için yeterli görünmemektedir. Bir çocuğun tercih ettiği el, gözlem ya da soru yoluyla yaptığı işler için hangi elini kullandığına bakılarak saptanabilir. Yetenek asimetrisi ise, sağ ve sol ellerin ayrı ayrı ve aynı anda hareketinin özel bir test düzeneği içinde ölçülmesi ile saptanabilir. Sağ elini tercih edenler sağ ellerini daha becerikli kullanmaktadırlar. Bu ilişki yazma gibi karmaşık işlerde daha belirgindir. El sıkma yada bir dinamometreyi sıkma gibi davranışlarda ise bu belirginlik oranı düşmektedir.El tercihi ile hemisfer işlevleri arasındaki ilişkinin daha belirgin hale getirilmesi için,öncelikle el baskınlığının tanımlanması gerekmektedir. Bir elin, diğerine oranla,gözlenebilir biçimde bir güç farkının olmadığı bir durumda, diğer ele göre belirgin bir beceri farklılığı göstermesi el baskınlığı olarak tanımlanabilir. El tercihi ilk olarak 1-1,5yaşlarında ortaya çıkmaya başlar.Yeni doğan döneminde yatarken başını ne tarafa döndürdüğü ipucu olabilir. Ancak durum üç yaşta yerleşir ve sekiz yaşlarında kesinleşir. Bu korpus kallosum’un miyelinizasyonu ile ilgilidir. Korpus kallosumun işlevsel duruma geçmesi, bir hemisferin diğeri ile ilişkisini sağlar ve bazı işlevler için bir hemisferin diğerinin üzerinde üstünlük kurmasına yol açar. El baskınlığına göre;sağlaklık, solaklık ve her iki eli kullanabilme görülmektedir.El tercihi üzerinde etkili olan pek çok etmen vardır. Bu etmenlerin, genetik ve genetik olmayan olmak üzere iki başlık altında toplandığı görülmektedir. Genetik olmayan etmenler; mevsim, gebelik süreci, yaş,doğuma ilişkin özellikler, kültürel ve etnik farklılıkları içermektedir. Beyin asimetrisi 30. haftadan başlayarak oluşmaktadır. Gebelik süresince annenin beslenmesi, radyasyona maruz kalması,madde ve alkol kullanması solak bebek doğurma olasılığını artırmaktadır. Doğumda anne yaşı 20 yaş altı ve 30 yaş üstü olan kişilerde solaklık oranı artmaktadır. Bu durum,düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma oranının artması ile ilgili olabilir, çünkü düşük doğum ağırlıklı bebeklerde solaklık oranı fazladır.Gebelikte fetal testosteronun el tercihi üzerine etkisi olduğu düşünülmektedir.Testosteron yüksekliğinde solaklık artmaktadır.Erkek çocuklarda ve ikizlerde solaklığın sık görülmesi testosteron yüksekliğine bağlanabilir. Doğum stresi ve doğumda karşılaşılan sorunlar da solaklıkta etken olabilir.Bazı çalışmacılar, sol hemisferin sağ hemisfere göre daha fazla oksijene gereksindiğini ve zedelenmelere daha yatkın olduğunu bu nedenle oksijenin yeterli olmadığı doğum sürecinde solaklığın oluştuğunu ileri sürmektedir. DÜNYA NÜFUSUNUN YÜZDE 10'U SOLAK Dünya nüfusunun yüzde 10'u solaklardan oluşuyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Üner Tan'ın araştırmasına göre Türkiye'de sağ elini kullananların oranı yüzde 66.1, iki elini kullanabilenlerin yüzde 29.4, solakların yüzde 5.5. Solaklık, erkeklerde daha fazla görülüyor. Ancak annesi solak olan çocukların solak olma ihtimalleri daha fazla. Yine bir araştırmaya göre prematüre bebeklerin yüzde 54'ü, tek yumurta ikizlerinin yüzde 18'inde ikizlerden biri solak. Solaklar, ellerini, ayaklarını, gözlerini ve kulaklarını 'farklı yönde' kullandıkları için daha sakar oluyorlar, hatta daha erken ölüyorlar. Soldan sağa değil, sağdan sola doğru işleyen bir dünyada yaşamaları gerekiyor. Küçük yaşlardan itibaren kendilerine uygun olmayan aletleri kullanıyorlar. www.ttb.org.tr
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır.
Tamer Sarıbay
[ 14 Nisan 2008 03:01 ]
İnsanlar 376 yıl önce dünyanın öküzün boynuzlarında olduğunu sanıyorlardı, hatta o zamanların akademisyenleri, “dünya öküzün boynuzlarında değil, bir boşlukta yüzmekte ve kendi etrafında dönmektedir. Böylece geceler ve gündüzler oluşmaktadır” diyen Galile’yi ölümle tehdit ettiler ve asmaya kalktılar (1632 yılında). İşte insanlar dünyanın kendi etrafında döndüğünü ve öküzün boynuzlarında olmadığını anlayamayacak derecede aptaldırlar. 300-500 milyonda bir insanın kafası biraz çalışır ve onlar sayesinde dünyanın teknolojisi bu hale gelmiştir.
İnsanlar maalesef bu solaklık ve sağaklık konusunda da “dünya öküzün boynuzlarındadır” gibi bir yanlış düşünceye kapılmışlardır. Bu solaklık sağaklık hakkında insanlara doğru yönde bir bilgi verecek, bilime katkıda bulunabilecek zeki bir insanın konuya el atmamasının sebebi bence bu 300-500 milyonda bir rastlanan zeki insanların insanlığa faydalı olabilecek bilimsel şeylere yönelmeleri, dolayısıyla bu solaklık sağaklık konusundan önce bilimsel olarak daha keşfedilecek binlerce şey olduğundan hatırlarına gelmeyişindendir.
Aklın ve mantığın yolu birdir diyemeyeceğim, gerçeğin yolu birdir. Akıl ve mantık kişilere göre değişik yollara saparlar ama gerçek tek yoldur.
Şimdi bu gerçeği inceleyelim. Sağ elle yazı yazarken en doğru yazım şekli sağdan sola doğru yazmaktır çünkü elimizin bedenimiz yönünde hareket etmesi, gövdemize yakınlaşması, kendimize yönelmesi en doğru olgudur. Zaten bu nedenle eski uygarlıklarda yazılar sağ el kullanılarak sağdan sola doğru yazılırdı (örneğin Orhun, Mezopotamya, Çin, Arap, Sümer, Yunan ve daha yüzlerce uygarlıklar). Dolayısıyla bu durum günümüze kadar yansıyıp geldi ama günümüzde yazılar soldan sağa doğru yazılmaya başlandı ve sağ elle yazma bizlere eski uygarlıklardan miras kaldı!!! Soldan sağa doğru yazı yazarken de en doğru olanı da sol elimizi kullanmaktır! Ama maalesef insanların çok büyük bir çoğunluğu soldan sağa yazı yazarken sağ elini kullanmaktadır ve bu ruhlarında mutlaka tepki vermektedir ama bunun farkında değillerdir. Çünkü herkes tarafından kendilerine sağ elle yazmanın en doğru olduğu söylenmekte, bu sözler de ruhtaki tepkiyi uyuşturmakta ve tepkinin bilinç olarak farkında olmamaktadırlar ama bilinçaltı halen tepki vermeye devam etmektedir. İyi bir araştırma yapılırsa soldan sağa yazı öğretilen ilkokul 1 çocuklarında solakların yazmaya daha iyi adapte olduğu, sağdan sola doğru yazı öğretilen Çin, Arap vs. ilkokul 1 çocuklarında da sağakların yazmaya daha iyi adapte olduğu görülecektir. Dolayısıyla soldan sağa doğru yazmak solaklar için uygun, sağdan sola doğru yazmak ta sağaklar için uygun yazım şekilleridir.
Aslında insanların gerçek yaradılışta %50 si solak %50 si sağaktır yani beyin simetrik bir denge içindedir. Eski uygarlıkların sağ ellerini kullanarak yazı yazmayı tercih etmeleri nedeniyle genetik olarak sağ el hakimiyeti artmıştır. Tıpkı 20 yaş dişlerimizi kullanmayıp köreltmemiz gibi sol ellerde pek kullanılmadığından körelmiştir ama genetik olarak yinede insanların %10’u sol ellerini kullanma hakimiyetine sahiptir. Eğer insanlar geçmiş çağlardan beri sol ellerini kullanarak yazılar yazıp her şeyi sol ele göre ayarlasalardı şu anda dünyanın %10’u sağak %90’ı solak olacaktı ve o zaman 13 ağustosta dünya sağaklar günü kutlanacaktı. Haberlerde "sağaklığı yapan gen bulundu" gibi başlıklar izleyecektik. Gerçek şu ki solak olmak sağak olmaktan daha iyidir, çünkü solakların sinirsel olarak vücutlarının sol tarafında hakimiyetleri fazla olduğundan kalpleri daha iyi çalışır (sağaklarda ise karaciğer sağda olduğundan kuvvetli çalışır). Kalp bir vücut için beyinden sonraki en önemli organdır. Eğer kalbimiz sağımızda olsaydı o zaman sağak olmak daha iyi olacaktı. Son bilimsel araştırmalara göre uyurken sağ tarafımıza yatmanın vücudun sağlıklı çalışması açısından çok önemli olduğu ispatlanmıştır. Zaten ispatlanmasa da hepimiz sağımıza yatarak uyurken rahat uyuduğumuzun farkına varıyoruz. Bu yatış şeklinde sol el ve kol yukarda rahatça boşta kalmakta, sağ kol ise altımızda kalmaktadır. Vücudumuz her zaman için boşta kalan kol ve elimizin hakimiyetinin daha fazla olmasını ister çünkü serbest kol ve el her türlü hareketi yapmaya hazırdır. Serbest olmayan kol ve el ise zincire vurulmuş gibidir ve çekinik(resesif) kalır. Ayrıca vücudumuzda doğduğumuz günden beri durmaksızın çalışan kalbimiz ve kaslarına beynimiz mutlaka ilk olarak özen gösterecek ve sol tarafımızın hakimiyetine öncelik verecektir. Dolayısıyla vücudumuzun çalışması da bize solak ol demektedir ama biz insanlar on binlerce yıllar öncesinden hataya düşerek yanlış bir tercih yapmış, kullanmak için sağ elimizi tercih etmiş ve genetik olarak sağaklığı geliştirmişizdir. Ömrümüzün üçte biri uykuda geçtiğine göre bu uykular esnasında vücudumuz sürekli olarak sol el ve kol tarafının ve bir ömür boyu durmaksızın çalışan kalp kaslarının hakimiyetini bilinçaltında kuvvetlendirmeye ve kavramaya çalışmakta, uyandığımızda ki sağaksak tekrar bilinç olarak sağa yönlenmekte ve vücudumuzu yormaktayız. Solaklar bu nedenle çok şanslıdırlar çünkü vücutları gerçek çalışma mekanizmasını kurmuştur. İnsanların kafaları az çalıştığından, kişilerin çoğunluğunun yaptığı şeyin doğru olduğunu sanmışlardır örneğin 10 kişinin içinde 1 akıllı 9 deli varsa, bu 9 delinin 1 akıllıya deli demeleri ve kendilerini akıllı görmeleri gibi. Şu anki genetik süreçte de %10 solak %90 sağak olduğundan maalesef insanlar bu kafalarıyla sağaklığın normal, solaklığın ise normal olmadığını düşünmüşlerdir, halbuki solaklık normal, sağaklık ise pek normal olmayan bir olgudur. Son yüzyılımızda sağakların bu sağaklığa doğru eğilimi vücut için rahatsız edici bir konum aşamasına geldiğinden bilinçaltının tepkilerini hissetmişler ve bilinçaltının “sol elini kullan, sola hakimiyet ver” mesajını son yüzyılımızda soldan-sağa yazarak uygulamışlar sanki “tamam artık soldan sağa doğru yazacağım, yani sol hakimiyetini kazanacağım” şeklinde bilinçaltına cevap vermişler ama sol elle yazı yazmaya geçmeyi bilinçdışına çıkaramamışlar, sadece bilinçaltını avutmuşlardır. Bu durumu bilinçdışına çıkaramamalarının sebebi de insanların “çoğunluğun yaptığı, söylediği şey doğrudur” saplantısından kurtulamamaktan kaynaklanmaktadır (örneğin milyonlarca kişi “dünya öküzün boynuzlarındadır” derken 1 kişi olan Galile’nin söylediğinin doğru olamayacağına inanılması, 9 delinin 1 akıllıya deli deyip kendilerini akıllı görmeleri gibi). Bilinçaltımızı tam doğru çalıştırabilmek için öncelikle çocuklara ilk-orta öğretim esnasında “çoğunluğun yaptığı, söylediği şey doğrudur diye bir şey olamaz, bazen 1 kişinin yaptığı, söylediği şey doğru ama milyarlarca kişinin yaptığı, söylediği şey yanlış ta olabilir” kavramını tam anlamıyla kavratıp bunu zamanla genetik olarak bilinçaltımızda etkinleştirmeliyiz.
İnsanlarda bilinçaltının “sol elini kullan, sola hakimiyet ver” mesajı trafikte de şu şekilde bilinçdışına çıkmıştır. Araçlarda direksiyon hakimiyeti vites hakimiyetinden çok daha önemlidir. Araçlarda direksiyon sağ tarafta iken sağ el direksiyona sol el vitese, sol tarafta iken sol el direksiyona sağ el vitese hakim olur. Ayrıca araç sollama solaklar için, araç sağlama sağaklar için daha uygundur ve günümüzde trafik şeritleri ve kuralları farkında olmadan sanki solakların rahat kullanımı için uygulanmaktadır ve insanlar sanki bilinçaltına trafikte de “tamam artık her şeyimi sola göre ayarlayacağım, yani sol hakimiyetini kazanacağım, sol kapıdan binip sol kapıdan ineceğim, dolayısıyle kapıyı açmak için dahi sol elimi kullanacağım ” şeklinde cevap vermişlerdir. Sağaklar için iki yönlü trafikte soldan gidiş sağdan geliş, sürat şeridi içinse en sağ şerit, araç geçmek içinse sağlamak uygundur. İngilizler zamanında bunu uyguluyorlardı. Direksiyonlar sağda, soldan gidiş sağdan geliş ve sağlama olguları mevcuttu. Demek ki İngilizler bilinçaltı iletişim verileri çok zayıf olan, vücutları artık tepkiden yoksunlaşmış ve pek doğru çalışmayan, düşünce ve mantıklarının bilinçaltına baskın olduğu insanlar. Günümüzde insanların trafik ehliyetini çok uzun uğraşılar sonunda almalarının gerçek nedeni sağak olmalarından kaynaklanmaktadır. Trafikte her şey solaklar için hazırlandığından sağaklar araç kullanmayı öğrenmek için bayağı uğraşırlar, solaklar ise araç kullanmayı çok rahat bir şekilde kısa sürede öğrenirler, hiç sıkıntı çekmezler.
Biz günümüzde bu 300-500 milyonda bir çıkan bu zeki kişilerin yaptığı bilimlerle oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Aslında çok ilginç bir durum, kafası çalışmayan insan sürüsü zekice yapılmış teknolojik aletler, ev, taşıt vs. nin içinde yaşıyor ve kafası çalışmadığından bu teknoloji mantığına ayak uyduramıyor ve herkes haklı olarak “acaba ben aptal mıyım?” düşüncesine kapılıyor bundan dolayı da ruhlarında eksiklik duygusu ve bundan kaynaklanan mutsuzluk oluşuyor. Bence ilkokul-ortaokul ve liselerde öğrencilere tüm insanların kafalarının ne derecede az çalıştığı hakkında dersler konulmalı, kişilere gerçek olarak ne kapasitede bir canlı oldukları öğretilmelidir ki bu “acaba ben aptal mıyım?” sorusuna cevap bulsunlar ve “haa herkes aptalmış, ancak 300-500 milyonda bir insanın kafası biraz çalışırmış” desinler ve geleceğe ışık tutmak için yol açsınlar. İnsanlar artık bunların farkına varıp geleceğe ışık tutup yol açmak isterlerse örneğin kanser tedavisini bulmak için şöyle düşüneceklerdir: “haa mademki bizler aptalız, o zaman kanser tedavisi yöntemini bulmak için bu 300-500 milyonda bir çıkan zeki insanları bulmaya çalışalım, bunları bulmak içinde tüm dünyada zeka testleri yapalım” diyecekler ve büyük ihtimalle kafaları iyi çalışan bu 10-15 kişiyi bulacaklar ve bilimsel araştırmaları da bu kişilere yaptıracaklardır. Şu an incelediğim kadarıyla IQ zeka testi soruları da kafası az çalışan insanlar (yani tüm insanlar) için hazırlanmış, bu testlerle ancak aptallığın derecesi belirlenebilir. Bu nedenle bu 10-15 zeki kişiyi bulmak için yapılacak testler de biraz düşünür kişiler tarafından özen ve itina ile hazırlanmalıdır.
Tamer Sarıbay
Yorumların tamamını okumak için tıklayın.
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|